Your web-browser is very outdated, and as such, this website may not display properly. Please consider upgrading to a modern, faster and more secure browser. Click here to do so.
Hafif bir iç huzurla birlikte gelen mutluluklar var. Bu ufak tefek mutluluklar, gülücüklere ve artık vazgeçilmiş hayallerin yeniden inşasına gebe olabiliyor. Bazen. Sen gülümsüyorsun, o veya bu şekilde yeniden hayal kurmak ve kurduğun hayale gülümsemek istiyorsun. Nedenini bilmediğin, daha doğrusu bilmek istemediğin bir durumdasın ve bundan rahatsızlık da duymuyorsun.
Sen gülümsüyorsun bazen, gülümsetenle. Sonrası öyle işte…
Sonra, şarkı var bir de. Bugünün şarkısı. Rosemary adı. Chino söylüyor. Diyor ki:
“Stay with me
As we cross the empty skies
Come sail with me
We play in dreams
As we cross through
Space and time
Just stay with me”
Karın ağrılarıyla başa çıkmanın bir yöntemi de bu. Epeyce de etkili, benden söylemesi.
Böyle bir cumartesi bu da. Doğum günü hediyesi Star Wars tişörtü, meyve şöleni ve Big Bang ile. Yeri gelmişken, canımsın Sheldon!
“Uğraştığı işle, çıktığı gezilerle, oturduğu insanlarla, gittiği kahvelerle, aradığı arkadaşlarıyla ya da herhangi bir hareketliliğiyle yaşayan bir insan değilsin. Tersine, her davranışında gene kendini yaşıyorsun, bir yolculuğa çıkmak için de bu nedenle karar veremiyorsun. Nasılsa her gittiğin yerde kendinsin.”
Tezer ÖZLÜ - Yaşamın Ucuna Yolculuk
“Her anı ölüdür.
Şimdi sen de bir anısın. Sen de ölüsün. HEr zaman benimle birlikte olan, birlikte taşıdığım, yaşadığım sözcüklerime dönmem gerek. Sözcükelrim olamdan o gökyüzüne nasıl dayanabilirdim.
…
Şimdi sen de bir anısın. Tenin herhangi bir yerde sürdürecek yaşamını. Hiçbir sevginin ardından gidemem. Sevgi inandırıcı değildir. Düşüncelerin bulduğu, düşüncelerin biçimlendirdiği bir durumdur. Düşünüldüğü oranda büyür, derinleşir, büyütülür, derinleştirilir. Ne denli düşünülürse, o denli büyür. O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır, ulaştırılır. Gerçekleştirilmez. Soyutlaşır. Ve hiçbir zaman bitmez. Yaşam gibi. Ölüm gibi.”
Tezer ÖZLÜ - Yaşamın Ucuna Yolculuk
İstanbul’daydım. Doğduğum şehirde. Uzun bir aranın ardından gittim, gördüm ve döndüm. Dönüşler hep buruk olurdu, bu kez gidişi de buruktu. Birazcık. Nedenleri belli, onlar hep oradaydılar. Görmemek için üstü kapatılmıştı sadece, halının altına doğru süpürülmüş toz zerrecikleri…
Yer, Kadıköy İskelesi. Bir bank, elde defter kalem. Bak neler yazdırmış:
“İstanbul… İyi ve kötünün, güzel ve çirkinin, aşk ve nefretin kalabalık ama yalnız kenti. Mavinin sonra, ve siyahın…
Tanrıların birbirine karıştığı, birbirine dahil, müdahil, iktidar olduğu kent. Senin gibi yalnız, senin gibi kalabalık ve dolu aynı senin gibi. Susuyor ve çığlık çığlığa. Gülüyor, ağlıyor. Dolu dolu yaşıyor, yaşatıyor. Avuçlar dolusu ölüyor, öldürüyor. Lalelerle…
İstanbul… Kiliseden bozma camiileri; köşkten, saraydan halliceleri; gece konmuş sabah yıkılamamışları; haremlikleri selamlıkları; Sınırlı gövedesiyle sınırsızlıkları… Yorgunlukları, yılgınlıkları yine de inadına güzellikleri!
Seviyorsun bu şehri değil mi? Aşkla, koparılamayan bir bağ ile, göbeğin bağlı, göbeğin düşmüş oraya. Biraz denizi, biraz havası, biraz gürültüsü, biraz yalnızlığı, biraz kalabalığı ve en çok da karmaşasından almışsın. Ona çekmişsin… Nasıl da güzel değil mi? Nasıl da sen! Özlüyorsun. Özlüyorsun ya zaman geliyor kaçmak istediğinde oluyor ondan, oradan, onlardan. Gidişlerle kalışlar arasında araftasın. Tam şu anda. Tam bu noktada. Mavinin kıyısında, siyahın içinde, grinin özünde. Ankara’ya katlanabilme gücün de içindeki griden zaten, aşinasın ona. Nefes alıyorsun böylece. İstanbul ise renklerin hepsinden almış, İstanbul renklerinin hepsinden sana katmış. Şimdi, araftasın, ikilemlerin şehrin adına yaraşıyor mu bilmiyorsun. Sen bazen hiç bilmezsin. Bilemezsin. Olsun varsın. Tanrılar birbirine karışmışken sen içindekilere karışsan ne olur? Kaybol içindeki karmaşada, kalabalığa karış. Şehrini sev yine de. Tüm renkleriyle. Mavisi, siyahı, grisi ve kırmızısıyla…”
Gittim, gördüm, döndüm…
Page 1 of 34