Your web-browser is very outdated, and as such, this website may not display properly. Please consider upgrading to a modern, faster and more secure browser. Click here to do so.
Deniz börülcesi?! Şöyle bir tabak deniz börülcemiz olsa, bol limonlu, zeytinyağlı, sarımsaklı. Güzel olmaz mı?
Şu an, şu dakika, bir tabak deniz börülcesiyle kapımı çalan kız/erkek ayırmadan kim olursa evlenirim.
Çaresizim, aşeriyorum…
şu şekil bir babayı düşünmeden eşim kabul ederim. Gerçekten bak
Bugünki Starbucks bebeğine ilgim de yine anaçlığımın zirveye oynadığı günler yaşadığımın sinyalini bayaa bayaa vermişken hazır, bi bebeğiniz varsa, kabul ederim, anne olurum.
Baba figürümüz de bittabi üstteki şekilde olabilir. Kabul eder, tebrik eder, ellerini sıkarız.
Aydın sayılabilecek bir güne uyandığım için “günaydın” dememde bir sıkıntı olacağını hiç mi hiç sanmıyorum. Dün uzun süre ardından kısmen uzun süren bir yayınla duygusal tatmin yaşadığımdan bahsetmiştim. Yayının bitmesi akabinde, günlerdir bıkıp usanmadan dinlediğim albümlerin sahibi adamların konser haberini aldım ki garip bir şekilde -tesadüf ya da kader (!)- olayın sabahında ofiste “gelseler de bi dinlesek yeaa!” serzenişinde bulunmuştum. Bu tesadüf üzerine İstanbul’da gerçekleşeceğini öğrendiğim konsere hiç düşünmeksizin gitmek bile yeterince makul ve yerindeyken, konserin bir de Ankara ayağı olduğunu öğrenmem de ayrı bir sevinç oldu gece için. İstanbul mu Ankara mı çelişkisi hafiften mevcut, daha vakit var, karar verilir. Tüm bunların üzerine uyku vakti gelmişti artık. Deliksiz bir uyku nasıl olur bilmediğimden, bugün nispeten “deliksiz”e yakın bir uyku çektiğimi -evet, çektiğimi- düşünüyorum. Zira sadece 2 kere uyandım bu gece. Ardından Demir’in sesiyle uyandım. Tahmin edilmez bir güzellik tabii bu.
Uyandım, Demir’in yanına gittim, koltuğa uzandım, o da göbeğime yattı ve bir süre Pepee izledik ki bu en sevilen ritüellerimizden biri. Pepee bu bölümde kamp yapıyordu, sonra “beş duyu organımız var” şarkısı eşliğinde demirle bu duyu organlarını tahmin ettik. Eğlenirken, öğrendi. Pepee bittiğinde yumuşak ve büyük topumuzla “gool!” oynadık. o gol sevinçleri zaten bir günü aydınlatmaya fazlasıyla yeterdi, yetti. Sarıldık, öptük birbirimizi şimdi onu “çok güzel elma”sıyla başbaşa bırakıp odama çıktım.
Gün için planlar yapmaya başladım, odada oturmak istemediğime karar verdim. Kitabımı yanıma alıp, hafif yağmur altında kısa bir yürüyüş yaparak Starbucks’a gideceğim, bu kitap artık bitmeli. Kahvemi alıp kitabıma gömüleceğim, arada Dost’a uğrayıp biraz kitap bakmak da bittabi planlarım arasında.Sonrasında Gordion’a gidip, Anna Karenina izlenebilir, fazlasıyla iyi bir plan gibi geliyor kulağa. Burada da Ada’ya gidilip yine binbir kitap içine gömülme opsiyonu mevcut ki bu başlı başına bir güzellik.
Ardından eve dönüş ve şu an inmekte olan “sen dünyaya gelmeden”i çaylar, kahveler eşliğinde izlemek de günün planlanan son kısmının aktivitesi.
Bir ara da gidip Naz Hatun’u yeni dövme için ikna etme işi var, o da akşama, iki üç biraya bakar tahminim.
Bugün olur da üşenmez ve yataktan çıkabilirsem böyle geçecek gibi. Eşlik etmek isteyenlerin tekliflerini de değerlendirebilirim tabii. Düşünceliyim yine, her zamanki gibi.
Öperim annemler, bir bölüm Doctor Who izleyip yola koyulmalı.
Üç saati aşan bir yayın ile tüm özlemi, açlığı giderdikten, güzel şeyler dinledikten sonra kendi adıma, en kabussuzundan bir uykuyu hakettiğimi ister istemez düşünüyorum. rüyasız, kabussuz bomboş bir uyku istiyorum bu gece.
Hiçbir şeysiz. Neyse, radyomu, yayınımı özlemişim, iyi oldu bu sistem, kendime geldim. 2 3 şarkı daha çalınsın, bitirilsin ve gidilsin artık.
Kavuştum sevgilime! Nasıl da mutluyum! ALLAAM ON AIR! Nasıl da güzel şeyler çalıyorum!
http://radyouykusuz.caster.fm/
kalpler, gülücükler, öpücükler, sarılmalar.
Benimle afişte yer alan şu konsere gidecek, beni şu harika ekibin konserine davet edecek yağız delikanlı ile o an evlenir, kendisini ömrünün sonuna dek mutlu ederim.
Bir hafta gecikmeli de olsa doğum günü hediyem olabilir. Ne hediye alsak diye düşünen olursa diye şuraya iliştireyim ben. Kolaylık olsun.
(Source: imagescale)
who could call my name without regretting who could see beyond this my darkness and for once save their own prayers who could mirror down just a little of their sun
how could this go so very wrong that I must depend on darkness would anyone follow me further down how could this go so very far that I need someone to say what is wrong not with the world but me
who could call my name without regretting who could promise to never destroy me tonight my head is full of wishes and everything I drink is full of her
Elimdeki kitap bir günlük etkin bir okumayla bitebilecek bir kitapken, günlerdir elimde. Benimle birlikte her yere geliyor. Çantada, masada, yatakta, yolda… Okuyamıyorum ama. Kafamı toplayıp da kendimi veremiyorum kitabıma. Neden bilmiyorum. İşlerden belki, bu ara yoğunum biraz. Sorumluluklar gelen ülkeler ve onların progamlarıyla birlikte arttı. Mart, Nisan ayları ziyaret açısından epey yoğun. İsveç, muhtemelen Letonya… Yurtdışı olanlar şimdilik bu kadar görünüyor ama bir de yurtiçi etkinlikler var. Bilmiyorum.
Bilmiyorum. Yorulduğumu hissediyorum. Bedenen, zihnen… Eskiden zihin yorgunluğunu alıp götürecek şeyler varmış demek ki, kitaplarım vaktinde bitiyormuş, dizilerim uzamadan izlenip geçiliyormuş, bir sürü şarkı dinliyormuşum. Bu ara dinlediğim tek şey varken, bu da güme gitmiş durumda. Evet, her an Katatonia kusabilirim. Uykular, uyanmalar, çalışmalar, dinlenmeler hep onunla son günlerde.
Güven duygusuna delice sarılmış bir insan olarak, şarkıların, seslerin bana güven verdiğini fark ettim. güven duymayı özlemek ve bunu kaliteli bir yaşamın -zihnen- en önemli koşullarından biri olduğuna inanmak gibi bir derdim var. Bir derdim var içimde, Atalay. Neyse, güven diyordum. Kendini güvende hissetmekten bahsediyordum ki bu uzaklardaki bir duygu halihazırda. Ve güvensizken -özgüvenden bahsetmiyorum tabi- huzursuzluk duyduğum da doğru. Kendimi savunmasız ve yalnız hissettiğim de doğru yine aynı şekilde. Birtakım şeylere, yerlere, vakitlere ve kişilere devasa anlamlar yükleyerek o yükün altında ezildiğimi hissettiğim zamanlarda yine bu “güvende olma” isteği çıkıp geliyor bir anda! Bunlar arasında ne tür bir bağlantı kurduğumu bilmiyorum, algılayamıyorum. Ama aşikar ki bir bağ kurmuşum bunlar arasında ve tüm bunlar o lanet “güven” duygusu, “güvende olma” ihtiyacıyla ölçülebiliyor, anlaşılabiliyor. Bak huzurdan ve mutlulukta bahsetmiyorum, bahsettiğim şey sadece güven.
Bu güven açlığı ise her anımı ve her halimi etkileyebiliyor garip bir şekilde. Kendimi güvende hissettiğim rüyalar görüyorum iki gündür. İstisnasız 4 5 kere uyanıyorum gece içersinde ve uykuya daldığım an rüya kaldığı yerden devam ediyor. O kısa uyanıklık anında, “devam etsin!” diye haykırıyor çünkü zihnim ve bedenim. Bİr şekilde kontrolü ele alıyorum, nasıl yaptığımı bilmesem de ve rüyam kaldığı yerden devam ediyor. İki gecedir aynı şey oluyor. Aynı yer, aynı zaman, aynı insan, bu iki gündür oluyor, tüm uykuyu kaplıyor. Bilmiyorum nasıl, bilmiyorum bilinçaltım nasıl bir oyun oynuyor ama belli ki, içerde derinlerde bir yerde yine bu güvensizlik duygusu tüm duvarlarımı yıkmış durumda. Kabus değil gördüklerim, rüyalar, güzel rüyalar. Reklam arası, çiş molası verilip, uykuya daldığımda kaldığı yerden devam eden rüyalar. Rüyalar demek de hata aslına bakılırsa, çünkü görülen rüya aynı. Tek bir rüya, uyku anında geliyor buluyor beni. Kesintilerle devam ediyor. Bilinçaltı böyle lanet bir şey işte. Bak bir güvensizlik hissinden, özlemelerden nerelere gelip neler çıkarabiliyor… Nasıl da hınzır, nasıl da adi! Bilinçaltımın ise bu detaylı çalışmasından ötürü tebrik edilip, elleri sıkılması gerekiyor. Gereken hğrmet gösterilsin lütfen.
Neyse gidip bitmeyen kitabımdan birkaç sayfa daha okumaya çalışayım, bittabi Katatonia eşliğinde. Şu an Tonight Music çalıyor mesela…
how could this go so very wrong that I must depend on darkness would anyone follow me further down how could this go so very far that I need someone to say what is wrong not with the world but me